AVUKAT SÜLEYMAN KESİCİ HUKUK BÜROSU | ANTALYA AVUKAT
Eylül 2026 Hukuk Gündemi | AYM Kararları ve Alo Adalet 135
1–8 Eylül 2026 hukuk gündeminde AYM’nin gerekçeli karar, kötü muamele, mahkemeye erişim ve masumiyet karinesi kararları ile Alo Adalet 135 uygulamasını inceliyoruz.
GÜNCEL MEVZUAT VE KARARLARGÜNCEL | HAFTALIK GÜNDEMGÜNCEL | AYM
Av. Süleyman Kesici
9/9/202612 min read
Eylül 2026 Hukuk Gündemi: AYM’den Yeni İhlal Kararları ve Alo Adalet 135
Yayın tarihi: 9 Eylül 2026
Eylül ayının ilk haftasında hukuk gündeminin en dikkat çekici gelişmeleri yeni bir kanun değişikliğinden çok, temel hakların uygulanmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararları ve uzun süren yargılamalara yönelik yeni bir başvuru mekanizmasının hayata geçirilmesi oldu.
Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, 2 Eylül 2026 tarihli toplantısında çok sayıda bireysel başvuruyu görüştü. Toplantının sonuçları 7 Eylül’de açıklandı. Kararlar; kolluk müdahalesinden idari para cezalarına, tazminat davalarında zamanaşımından ceza mahkûmiyetlerinin gerekçelendirilmesine kadar birbirinden farklı uyuşmazlıklara ilişkin olsa da ortak bir noktada birleşiyor:
Bir hakkın kâğıt üzerinde tanınmış olması yeterli değil; yargı ve soruşturma sürecinde etkili biçimde uygulanması gerekiyor.
Aynı hafta, uzun süren dava ve soruşturmalara yönelik Alo Adalet 135 sistemi de üç pilot adliyede kullanılmaya başlandı.
Peki bu gelişmeler vatandaşlar ve uygulayıcılar açısından ne ifade ediyor?
AYM’den Gerekçeli Karar Hakkına İlişkin Yeni İhlal Kararları
Mahkemelerin verdikleri her kararda tarafların ileri sürdüğü her cümleye ayrı ayrı cevap vermesi gerekmiyor.
Ancak davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki temel bir iddia veya savunmanın hiçbir şekilde karşılanmaması farklıdır.
Anayasa Mahkemesinin 2 Eylül toplantısında ele aldığı başvurulardan biri bu konudaydı.
2023/9700 numaralı bireysel başvuruda, idari para cezasının kaldırılması amacıyla sulh ceza hâkimliğine başvuran kişinin karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmadığı ileri sürüldü.
Anayasa Mahkemesi, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Aynı toplantıda incelenen 2023/50081 numaralı başvuruda da bir ceza mahkûmiyetinde başvurucunun karar sonucunu etkileyebilecek temel iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşıldı.
Bu kararlar, uygulamada önemli bir ayrımı yeniden hatırlatıyor.
Bir kararın uzun olması, onun mutlaka yeterli gerekçe içerdiği anlamına gelmez.
Önemli olan; tarafın ileri sürdüğü ve uyuşmazlığın sonucunu gerçekten değiştirebilecek bir iddianın mahkeme tarafından değerlendirilip değerlendirilmediğidir.
Örneğin ceza yargılamasında sanık;
“Bu tarihte olay yerinde değildim ve bunu gösteren kamera kaydı dosyada mevcut.”
şeklinde somut ve sonucu değiştirebilecek bir savunma ileri sürmüşse, mahkemenin bu iddiayı görmezden gelerek yalnızca genel ifadelerle mahkûmiyet kararı vermesi gerekçeli karar hakkı bakımından sorun oluşturabilir.
Benzer durum idari yaptırımlar ve hukuk davaları için de geçerlidir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Anayasa Mahkemesinin toplantı sonuçlarında ihlal kararı açıklanmış olsa da kararların ayrıntılı hukuki gerekçesi ayrıca yayımlandığında değerlendirme alanı daha net biçimde görülebilecektir.
İdari Para Cezasına İtirazda “Esaslı İddia” Neden Önemli?
İdari para cezaları günlük yaşamda oldukça geniş bir alanda karşımıza çıkıyor.
Trafik yaptırımlarından çeşitli idari düzenlemelere aykırılıklara kadar çok farklı işlemler idari para cezasına neden olabiliyor.
Bir idari para cezasına karşı başvuru yapılırken yalnızca:
“Bu ceza hukuka aykırıdır.”
demek ile somut hukuki ve maddi itiraz ileri sürmek aynı şey değildir.
Örneğin olayın gerçekleşmediği, işlemi yapan kişinin yanlış tespit edildiği, tutanakla başka deliller arasında çelişki bulunduğu veya yaptırım için gerekli kanuni şartlardan birinin oluşmadığı ileri sürülüyorsa, bunların mümkün olduğunca somut biçimde ortaya konulması gerekir.
Mahkemenin de uyuşmazlığın sonucunu değiştirebilecek böyle bir iddiayı gerçekten değerlendirmesi gerekir.
AYM’nin 2023/9700 numaralı başvuruda verdiği ihlal sonucu bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.
Yakalama ve Gözaltında Kolluk Müdahalesi: AYM’den Kötü Muamele İhlali
Haftanın ceza hukuku açısından önemli kararlarından biri de 2021/59658 numaralı bireysel başvuru oldu.
Başvurucu, yakalama ve gözaltı sürecinde kolluk görevlilerinin fiziksel şiddetine maruz kaldığını ve olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkisiz olduğunu ileri sürdü.
Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının hem maddi hem de usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi.
Bu ayrım önemlidir.
Bir kötü muamele iddiasında yalnızca olayın kendisi incelenmez.
Devletin böyle bir iddia ortaya çıktıktan sonra etkili bir soruşturma yürütüp yürütmediği de ayrıca değerlendirilir.
Başka bir ifadeyle kötü muamele yasağının iki ayrı yönü vardır.
Birincisi kamu görevlilerinin kişiye hukuka aykırı fiziksel veya psikolojik müdahalede bulunmaması yükümlülüğüdür.
İkincisi ise savunulabilir bir kötü muamele iddiası ortaya çıktığında olayın ciddi, bağımsız ve etkili şekilde araştırılmasıdır.
Bu nedenle yakalama veya gözaltı sırasında hukuka aykırı güç kullanıldığı iddiası bulunan bir olayda yalnızca ceza soruşturmasının açılmış olması yeterli olmayabilir. Soruşturmanın nasıl yürütüldüğü de anayasal denetimin konusu olabilir.
Kasten Yaralama Dosyalarında “Etkili Yargılama” Sorunu
AYM’nin aynı toplantıda değerlendirdiği başka iki başvuru da yaralama olaylarıyla ilgiliydi.
2022/45970 numaralı başvuruda, silahla kasten yaralama olayı hakkında yürütülen yargılamanın etkisizliği ve uygulanan yaptırımın caydırıcılığı tartışıldı. Mahkeme, kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verdi.
2022/63911 numaralı başvuruda ise neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama nedeniyle yürütülen ceza yargılamasının gerekli süratle yürütülmemesi incelendi ve yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varıldı.
Bu kararların ortak noktası, ceza hukukunun yalnızca fail hakkında bir hüküm kurulmasından ibaret olmadığını göstermesidir.
Özellikle kişinin yaşamı veya fiziksel bütünlüğünün ciddi biçimde zarar gördüğü olaylarda, yargısal sürecin etkili ve makul bir hızda yürütülmesi de devletin pozitif yükümlülükleri içinde değerlendirilebilir.
Tazminat Davasında Islah ve Zamanaşımı: Mahkemeye Erişim Hakkı
Haftanın tazminat hukuku bakımından en dikkat çekici gelişmelerinden biri 2021/28857 numaralı başvuru oldu.
Başvuru, yol çalışmasında patlayıcı madde kullanılması sonucunda meydana gelen yaralanma nedeniyle açılan tazminat davasıyla ilgiliydi.
Uyuşmazlığın bir kısmında, ıslah yoluyla artırılan talebin zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi tartışıldı.
Anayasa Mahkemesi, bu bölüm bakımından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verdi.
Bu karar özellikle tazminat davaları açısından önem taşıyor.
Çünkü bazı zarar dosyalarında davanın başında zararın tam miktarını belirlemek mümkün olmayabilir.
Bedensel zarar, iş göremezlik oranı, ekonomik kayıp veya teknik hesaplamaların bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıkması sık rastlanan bir durumdur.
Bu nedenle dava devam ederken talep miktarının artırılması gerekebilir.
Ancak zamanaşımı, belirsiz alacak davası, ıslah ve talep artırımı arasındaki ilişkinin yanlış kurulması önemli hak kayıplarına yol açabilir.
AYM’nin bu başvurudaki ayrıntılı gerekçesi yayımlandığında özellikle tazminat pratiği açısından ayrıca değerlendirilmesi yararlı olacaktır.
Kesinleşmemiş Mahkûmiyet Kararı Tazminat Davasında Nasıl Kullanılabilir?
Bir diğer dikkat çekici başvuru 2021/58902 numaralı dosyaydı.
Başvurucu, güvenlik güçlerinin müdahalesi sonucu meydana gelen bedensel zarar nedeniyle tam yargı davası açmıştı.
Bu davanın kesinleşmemiş bir mahkûmiyet hükmü esas alınarak reddedilmesi üzerine masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürüldü.
Anayasa Mahkemesi masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verdi.
Bu sonuç, ceza yargılaması ile hukuk veya idari yargıdaki tazminat süreçlerinin kesiştiği dosyalar bakımından önemli.
Bir kişinin mahkûmiyet hükmünün henüz kesinleşmediği aşamada başka bir yargı mercisinin bu kişiyi kesin biçimde suçlu kabul eden bir dil kullanması veya hukuki değerlendirmesini buna dayandırması, masumiyet karinesi bakımından sorun yaratabilir.
Ceza davası devam ederken yürüyen tazminat ve tam yargı davalarında bu nedenle kullanılan gerekçenin dili ve kesinleşme durumu ayrıca önem taşır.
Sosyal Medyada Kişisel Veri Paylaşımı ve İfade Özgürlüğü
AYM’nin toplantısındaki ilginç başvurulardan biri de sosyal medya üzerinden kişisel veri paylaşılması nedeniyle verilen hapis cezasına ilişkindi.
2023/96656 numaralı başvuruda Anayasa Mahkemesi, ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine karar verdi.
Bu sonuç, “kişisel veri varsa paylaşım her durumda suçtur” veya bunun tam tersi şekilde “haber veya ifade özgürlüğü varsa kişisel veri serbestçe paylaşılabilir” şeklindeki basit yaklaşımların hukuken yetersiz olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Bu tür uyuşmazlıklarda;
kişisel verinin niteliği, paylaşımın amacı, kamusal tartışmaya katkısı, kişinin konumu, verinin daha önce kamuya açıklanıp açıklanmadığı ve uygulanan yaptırımın ölçülülüğü birlikte değerlendirilir.
Kararın ayrıntılı gerekçesi yayımlandığında özellikle TCK m.136 kapsamındaki kişisel verileri hukuka aykırı verme veya ele geçirme suçuyla ifade ve basın özgürlüğü arasındaki denge bakımından ayrıca incelenmesi gerekecektir.
Etkin Pişmanlık ve Kanunilik Başvurusu Genel Kurula Gönderildi
Toplantıda henüz kesin ihlal veya ihlal olmadığı kararı verilmeyen önemli bir dosya da bulunuyor.
2023/77118 numaralı başvuruda, terör örgütüne üye olma suçunda etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesinin suçta ve cezada kanunilik ilkesi bakımından doğurduğu sonuçlar tartışılıyor.
Birinci Bölüm bu başvurunun Anayasa Mahkemesi Genel Kuruluna sevk edilmesine karar verdi.
Dolayısıyla bu dosyada henüz “AYM ihlal kararı verdi” şeklinde bir değerlendirme yapmak doğru olmaz.
Genel Kurulun vereceği karar beklenmelidir.
Bu ayrım güncel hukuk haberlerinde özellikle önemlidir. Bir dosyanın görüşülmesi, kabul edilebilir bulunması, Genel Kurula sevk edilmesi ve nihai ihlal kararı verilmesi birbirinden farklı aşamalardır.
Alo Adalet 135 Nedir?
Eylül ayının ilk haftasının diğer önemli gelişmesi, Alo Adalet 135 uygulamasının 1 Eylül 2026 tarihinde pilot olarak hizmete başlaması oldu.
Uygulama ilk aşamada:
Ankara Batı Adliyesi, İzmir Adliyesi ve Kayseri Adliyesinde
kullanılıyor.
Adalet Bakanlığının açıklamasına göre sistem, özellikle uzun süren dava ve soruşturmalara ilişkin vatandaş başvurularının değerlendirilmesi amacıyla oluşturuldu.
Alo Adalet 135’e Kimler Başvurabilir?
Pilot uygulamanın mevcut kapsamına göre;
beş yılı aşan dava dosyaları
ve
üç yılı aşan soruşturma dosyaları
bakımından başvuru yapılabiliyor.
Bakanlığın açıklamasında ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinde bulunan uzun süreli dosyalara ilişkin başvuruların sistem üzerinden iletilebileceği belirtiliyor.
Başvuru, yapay zekâ destekli sesli asistan üzerinden gerçekleştirilebiliyor. Sistem üzerinden işlem tamamlanamazsa veya başvurucu isterse uzman temsilciye yönlendirme yapılabiliyor.
Başvurular Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarına aktarılıyor ve gerekli durumlarda ilgili mahkeme veya Cumhuriyet Başsavcılığının değerlendirmesine sunuluyor.
Dava dosyalarında süreç hakkında SMS ile bilgilendirme yapılması öngörülürken, soruşturmalarda gizlilik nedeniyle daha sınırlı bilgi veriliyor.
Alo Adalet 135 Yeni Bir Kanun Yolu mu?
Hayır.
Bu noktada kavramları ayırmak gerekiyor.
Alo Adalet 135;
istinaf, temyiz, itiraz veya bireysel başvuru yerine geçen yeni bir kanun yolu değildir.
Mahkeme kararını kaldıran veya değiştiren ayrı bir yargı mercii de değildir.
Sistemin amacı, Bakanlığın açıklamasına göre makul sürede sonuçlanmayan dosyaların takibine ve gecikmelerin değerlendirilmesine yönelik bir iletişim ve başvuru kanalı oluşturmaktır.
Bu nedenle örneğin bir mahkeme kararına karşı iki haftalık istinaf süresi bulunan kişinin:
“Alo Adalet’e başvurdum, artık istinafa gerek yok.”
şeklinde hareket etmesi ciddi hak kaybına yol açabilir.
Kanun yollarına ilişkin süreler ve diğer usul işlemleri aynen takip edilmelidir.
Alo Adalet’e Başvurmak Davayı Kesin Olarak Hızlandırır mı?
Böyle bir garanti yoktur.
Başvurunun amacı dosyadaki gecikmenin değerlendirilmesini sağlamaktır.
Bir davanın uzun sürmesinin;
bilirkişi incelemesi, taraf sayısı, başka bir davanın sonucunun beklenmesi, istinabe işlemleri, tebligat sorunları, delillerin toplanması veya mahkemenin iş yükü
gibi çok farklı nedenleri olabilir.
Dolayısıyla başvurunun yapılması, dosyada mutlaka belirli bir süre içinde karar verileceği anlamına gelmez.
Buna karşılık yeni sistem, uzun süren dosyaların merkezi olarak izlenebilmesi açısından uygulamada takip edilmesi gereken önemli bir gelişmedir.
2027–2029 Orta Vadeli Program da Yayımlandı
6 Eylül 2026 tarihinde 2027–2029 Orta Vadeli Program da açıklandı ve 11752 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla onaylandı.
Orta Vadeli Program doğrudan kişiler arasında yeni bir dava hakkı veya yeni bir ceza normu oluşturan kanun değildir. Ekonomi ve kamu politikası açısından önümüzdeki döneme ilişkin hedef ve politikaları belirleyen program niteliğindedir.
Bu nedenle OVP’de yer alan bir hedefin tek başına mahkemede ileri sürülebilecek yeni bir maddi hak oluşturduğu sonucuna varılmamalıdır.
Bununla birlikte önümüzdeki dönemde hazırlanabilecek kanun ve ikincil mevzuat bakımından politika yönünü göstermesi nedeniyle hukuk uygulayıcıları açısından da takip edilmesi yararlıdır.
Bu Haftanın Hukuki Açıdan En Önemli Mesajı Ne?
1–8 Eylül 2026 arasındaki gelişmelere birlikte bakıldığında üç konu öne çıkıyor.
İlki, mahkemelerin esaslı iddia ve savunmaları gerçekten değerlendirmesi gerektiği.
İkincisi, devletin yaşam ve fiziksel bütünlükle ilgili olaylarda yalnızca soruşturma açmakla yetinemeyeceği; sürecin etkili biçimde yürütülmesinin de anayasal denetime tabi olduğu.
Üçüncüsü ise uzun süren yargılamaların artık yalnız bireysel başvurular ve tazminat mekanizmaları üzerinden değil, idari takip sistemleri üzerinden de daha görünür hale gelmeye başlaması.
Özellikle AYM’nin 7 Eylül’de açıklanan toplantı sonuçları, ceza hukuku, tazminat hukuku ve idari yaptırımlar açısından önümüzdeki dönemde ayrıntılı gerekçeleri yayımlandığında yeniden değerlendirilmesi gereken önemli kararlar içeriyor.
Sık Sorulan Sorular
AYM’nin 7 Eylül’de açıkladığı sonuçlar hemen emsal karar mı oldu?
Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kararları ilgili başvuru bakımından kesin niteliktedir. Bununla birlikte bir kararın başka uyuşmazlıklardaki hukuki önemini değerlendirebilmek için yalnız sonuç kısmına değil, gerekçesine de bakmak gerekir. Bu nedenle ayrıntılı gerekçeleri henüz yayımlanmamış kararlar hakkında kapsamı aşan sonuçlar çıkarmamak gerekir.
Mahkeme dilekçemdeki her iddiaya cevap vermek zorunda mı?
Hayır. Ancak kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların karşılanmaması gerekçeli karar hakkı bakımından ihlal oluşturabilir.
Kolluk hakkında şikâyetçi olmak için mutlaka ciddi yaralanma mı gerekir?
Hayır. Kötü muamele yasağının uygulanması olayın bütün koşullarına bağlıdır. Kullanılan kuvvetin niteliği, gerekliliği, kişinin durumu ve ortaya çıkan etkiler birlikte değerlendirilir.
Alo Adalet 135 Türkiye'nin her yerinde kullanılabiliyor mu?
9 Eylül 2026 itibarıyla açıklanan uygulama pilot niteliktedir ve ilk aşamada Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde başlatılmıştır.
Antalya’daki bir dosya için şu anda Alo Adalet 135’e başvurulabilir mi?
Mevcut resmi açıklamaya göre pilot kapsam Ankara Batı, İzmir ve Kayseri ile sınırlıdır. Adalet Bakanlığı sistemin ilerleyen dönemde Türkiye geneline yaygınlaştırılacağını açıklamıştır.
Alo Adalet’e başvurmak istinaf veya temyiz süresini durdurur mu?
Mevcut düzenlemelerde Alo Adalet 135’in kanun yolu sürelerini durdurduğuna ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Bu nedenle istinaf, temyiz, itiraz veya diğer kanuni başvuru süreleri ayrıca takip edilmelidir.
Sonuç
Eylül 2026'nın ilk haftası büyük çaplı bir kanun değişikliğinden çok, hakların nasıl uygulandığına ilişkin önemli gelişmelerle başladı.
Anayasa Mahkemesinin yeni karar sonuçları; gerekçeli karar hakkından kötü muamele yasağına, mahkemeye erişimden masumiyet karinesine kadar farklı alanlarda yargısal süreçlerin niteliğine dikkat çekiyor.
Alo Adalet 135 ise beş yılı aşan dava ve üç yılı aşan soruşturma dosyalarının takibine ilişkin yeni bir idari mekanizma olarak uygulamaya girdi.
Her iki gelişme de aynı temel noktayı hatırlatıyor:
Adalet bakımından yalnız doğru sonuca ulaşılması değil, o sonuca hangi süreçle ve ne kadar sürede ulaşıldığı da önemlidir.
Başlıca Kaynaklar
Anayasa Mahkemesi, Birinci Bölüm, 2 Eylül 2026 Bölüm Toplantısı Gündemi ve Sonuçları, sonuç tarihi 7 Eylül 2026.
T.C. Adalet Bakanlığı, 135 Alo Adalet Hattı Hizmete Sunuldu, 1 Eylül 2026.
T.C. Adalet Bakanlığı, Alo Adalet 135 uygulamasının kapsamına ilişkin resmi açıklamalar.
T.C. Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı, Orta Vadeli Program 2027–2029, 6 Eylül 2026.
Not: Anayasa Mahkemesinin bu yazıda değinilen bazı bireysel başvuru kararlarının ayrıntılı gerekçeleri henüz kamuya açık karar metni olarak yayımlanmamış olabilir. Bu nedenle değerlendirmelerde Mahkemenin açıkladığı toplantı sonuçlarının sınırları aşılmamıştır.
Yazar: Av. Süleyman Kesici
Yayın tarihi: 9 Eylül 2026
Bilgilendirme Notu: Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Güncel düzenlemelerin ve yargı kararlarının somut uyuşmazlıklara uygulanması olayın özelliklerine göre değişebilir.

Kesici Hukuk
© 2026 Kesici Hukuk, Avukat Süleyman Kesici Hukuk Bürosu. Tüm hakkı saklıdır.


